Kültür & Turizm

   Kültür & Turizm

                                  TARİHİ VE TURİSTLİK DEĞERLER-YERLER

 

 

            Fındıklı ilçesi tarihi dokunun korunması bakımında şanslı ilçelerimizden biridir. İlçemizde yer alan tarihi nitelikli eserlerin birçoğu günümüze kadar ulaşmayı başarmış olup korunup gelecek nesillere bırakılması bugünkü Fındıklı insanına bir sorumluluk olarak yüklenmiştir. İlçemizde yer alan önemli tarihi değerlerimiz şunlardır:

                  

                                              FINDIKLI MERKEZ CAMİİ

 

 

            İlçemizin en eski camilerinden olan Merkez Caminin yapım tarihi belirten bir kitabe günümüze gelememiştir. Ancak Minber kapısı üzerinde h.1291 (1874)tarihi yazılıdır. bununla beraber caminin xvııı.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.xx. yüzyılın başında yenilenen cami çeşitli onarımlar görmüş, özelliğinden de kısmen uzaklaşmıştır.

            Cami iki katlı, moloz taştan dikdörtgen planlıdır. Üzeri ahşap kırma çatı ile örtülmüştür. İbadet mekânına kuzey ve batı cephesindeki kapılardan girilmektedir. Tavanı dört ahşap ayak taşımaktadır. Bu ayakların üzerinde bağladığı ahşap bir kubbe bulunmaktadır. Mihrap 1961 taştan yapılmış olup, herhangi bir özelliği bulunmamaktadır. Ahşap minber barok üslupta bezemelerle süslenmiştir. Yanındaki minaresi taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Fındıklı Merkez Camisinin aslına uygun olarak restore edilerek gelecek kuşaklara taşınması çalışmaları sürmektedir.

 

                                             MEYVALI KÖYÜ CAMİİ (FINDIKLI)

 

            Orta Mahalle’de yer almaktadır. İki katlı, bölgenin tipik ahşap yığma camilerindendir.1871 yılından Mustafa Bin Alişan tarafından yaptırılmıştır. Zemin kat medrese bölümüdür. Medresenin iç kısımları yıkılmıştır. Sadece ocaklar günümüze gelmiştir. Caminın cephesine yeni bir kısım ilave edilmiş, son cemaat mahalli kısmen bozulmuştur. Son cemaat mahallinin üzerinde, iç mahfile bağlantılı fevkani bir mahfil bulunur. İç mahfili U şeklinde kıble duvarına kadar uzanır. Süsleme bakımından minber aynalığı, mahfil köşkü ve korkulukları zengindir. Minber üzerinde geometrik, korkuluklar üzerinde ise halat örgü ve yatay palmet dizilerinden meydana gelen süsleme unsurları görülür. Ayrıca sütun başlıkları üzerinde Mührü Süleyman motifine de yer verilmiştir.

            Fındıklı ilçesinin en eski ahşap yapılarından biri olan Meyvalı Köyü Orta Mahalle camii yılların yorgunluğu ve terkedilmişliği bakımsızlığı ile zor günler yaşamaktadır. Caminin onarım çalışmaları için kaynak bulma ve projelendirme çalışmaları yapılmakta olup 2006 yılı itibari ile onarım çalışmalarına başlanması planlanmaktadır.

            İlçemizde açılan ilk medreselerden biri olma özelliğini taşıyan bu camide kız ve erkek çocukların bir arada eğitim almakta oldukları anlatılmaktadır.

 

                                                    MUSTAFA HOCALOĞLU EVİ   

 

 

            Köyün girişinde, mahallenin batısında yer alır. Beş katlı geleneksel ev ve serenderin oluşturduğu yapı bölgenin en eski ve tipinin en iyi örneklerinden birisidir.

 

                                                           HURŞİT BEY EVİ

 

                1849 yılında Mehmet usta tarafından yapılmıştır.İki katlı, hayatlı tipte bir evdir.Zemin kat ahır, birinci kar esas yaşama alanıdır.Zemin kat yontu taş,birinci kat dolma göz duvarlara sahiptir.Evin esas planı mabeyna  (hayat) bağlı bir iç hayat ve etrafındaki odalardan oluşmaktadır.odaların kapı kanatları, yüklükleri, tavanlar ahşap süsleme bakımından zengindir.Taş ocakların alınlıkları yaşmakları üzerinde bitkisel süslemeler ve kitabeler yer alır.Evin süslemeli odası batıdaki baş odadır. Burada yan duvarları üzerinde bazı büyük yapıları camii,saray,gemi,tren ,top arabası gibi tasvirler yer almaktadır.Evin giriş katındaki yarım daire merdiven ve eve su girişini sağlayan taş yalaklar ilginç özellikler taşırlar.

 

                                         ÇAĞLAYAN KÖPRÜSÜ

 

 

            Köyün merkezinden geçen Abu Deresi üzerinde kurulmuştur.Bölgedeki yaygın taş köprülerden birisidir.Tek bir kemer gözünden oluşur.Son yıllarda kullanılmayan köprünün korkulukları yıkılmıştır.Yapıldığı tarih bilinmemektedir.

            Fındıklı’da yukarıda isimlerini yazmadığımız çok sayıda tarihi değere sahip ev Arılı deresi ve Çağlayan deresi vadilerinde yer almakta olup bunların bölgemizin turizme açılmasında önemli bir değer olarak pazarlanması mümkün görülmektedir.

 

                                            VARTİVOR ŞENLİKLERİ

 

            Çağlayan deresinin yaylarından biri olan Çamlık yaylasından Sakura yaylasına göç zamanı olan Temmuz başlarında düzenlenen bir yayla şenliğidir. Çağlayan Beydere,Aslan dere köylülerinin yanı sıra Yaylacılar köyü Arhavi’nin Orçi köyü Yusufeli’nin Makuf köyünden de konukların katıldığı Vartivor şenlikleri 10 gün devam ederdi. Dolap verilen (dönme dolap) kurulur, kaval, tulum gibi müzik aletleri çalınarak günlerce horonlar oynanır.Akraba ve dostların buluşma yeri olan Vartivor şenliklerinde efsaneler konu olacak sevdalar da yaşanırdı.

 

                                YAYLALAR VE YAYLACILIK GELENEKLERİ

 

            Koyu mavi gecelerde yıldızlara komşu olursunuz gidi vermek geliverir içinizden yanlarına.Kayıp giden yıldızlara dilek yerleştiremezsiniz buraların serin gecelerinde. Gündüzün ısıran sıcağı, yerini serin ve bir o kadar hafif geceye bırakır. Yayla evinin bir biri üzerine dizilmiş taşları arasından usulca giriveren rüzgar ve hışıltılı ninnisi sabahın ilk ışıklarına kadar eşlik eder sizlere.Mütevazi yayla evini saran keçi ve inek sürülerinin homurtularına geviş getirme seslerine gece yarılarında yabaniden işkillenen çoban köpeklerinin tok sesi karışır. Eğer hafızanız yayla ve yaşanmış maceralarına aşınaysa içinizde hafif hafif  ürpertilerde yer eder. Korku ve merak duygusunun yarattığı psikoloji ile her sese her gölgeye ayrı bir anlam yüklemeye başlarsınız.Aç ayıların sırtlanıp götürdükleri masum kuzu seslerini hatırlar,kadınlara has annelik duygusu ile içinizin parçalandığını hissedersiniz.   

 

                               YAYLALAR VE YAYLACILIK GELENEKLERİ

 

 

            Fındıklı ilçesini karlı dağların doruklarına ulaştıran Arılı ve Çağlayan derelerinin eşsiz güzellikteki vadileri çok sayıda yaylaya ocaklık eder.Çağlayan deresi vadisi boyunca önce merze adı verilen yerleşmeler karşılar sizleri. Bu merzeler de baharın son günleri ve sonbaharı kışa bağlayan fırtınalı soğuk günler yaşanır.Karlı kıştan sonra kendisini gösteren bahar ayları daha bol otlaklar bulunması sebebi ile buralara çeker insanları.Beslemeye inat ettikleri birkaç inek ve keçi ile bırakamadıkları alışkanlıkların ardından merzelere doğru taşınırlar köylüler. Kıştan kalan kırık döküklerin tamirinden sonra geçen yılın külleri yeniden alevlendirilir ocaklarda. Merzelerdeki mütevazi küçük bahçelere kış sonbahar da dönüşte yemek üzere kara lahana,patates,trup fasulye gibi sebzeler ekilir.Hiç bir kimyasal katkısı olmayan bu sebzelerin tadına doyulmadığını yöredeki hemen herkes bilir.Eğer yaban domuzu ve ayılardan koruna bilecekse mısır ekimi de ihmal edilmez.Yaklaşan yaz günleri artık terk edilecek olan merzede yaban domuzlarını ve ayıları korkutmaya yarayan düzeneklerin korunmasını zorunlu kılar.Genellikle su güçünden yararlanılarak hazırlanan skarmangana  adlı düzeneksiz yokken merzede koruyuculuk vazifesini sürdürmeye çalışır.

            Mayıs ayının son haftalarından itibaren yavaş yavaş orman örtüsü içerisindeki son yaylalardan pahsalar , meşe ve çatak yaylalarına ulaşılmıştır. Ağır geçen kış şartlarının her yıl değişikliğe uğrattığı çevre yeniden ihtiyaçlara uyarılı hale getirildikten sonra yaklaşık bir ay süre ile bu yaylalarda kalınır.Pashalar ,Meşe ve Çatak yaylaları ve çevresinde yetişen bereketli otlardan nasibini alan hayvanlar yavaş yavaş daha zirvelere doğru yönlendirilir. Artık orman içerisinden tamamen ayrılma vakti gelmiştir.Herkes zirveye tırmanmak için sabırsızlanmaktadır.Belirlenen bir tarihte hep birlikte yukarı yaylalara yolculuk başlatılır.Çamlık , Oküzboğan ,ÇorHorhat,sırt yayla gibi bir çok yaylanın yer aldığı zirvelerde yaklaşık iki buçuk üç ay sürecek olan yayla yaşamı haziran ayının ortalarına doğru başlar.

 

SIĞIR VANAĞI YAYLASI- ZUĞU DAĞI 

 

            Gün buralarda erken doğar.Otlağa gidecek keçi ve inek gürültüsü ,çobanın kendine has seslenmeleri size de güne coşkun bir merhaba ile başlama şansı verir.deniz kenarlarının rutubetli yaz gecelerinden kalma yorgunluk sabahları buralardan çok uzakta kalmıştır.Sanki hiç uyumamış kadar dinç ve dingin başlarsınız güne .Vanak içerisinde binlerce yıldan bu yana gümüş rengi ile Çağlayan pınarda yapılan rutin temizlenme ayininden sonra keyifli bir kahvaltıya başlayabilirsiniz artık.Şansınız varsa taze sağılmış keçi sütünü bin günün isini dışında taşıyan güğümden bakır taslara doldurup doya doya içersiniz.Başlı peynirlerden yapılmış susuz muhlama ile devam eden kahvaltı adeta güç iksiri yaptığını kaslarınızda duyarsınız.Bu arada yaşamakta olduğunuz büyük zevki henüz rutubetli yatakların da tembel tembel yatan sevdiklerinizin yaşayamamasının hüznü kaplar içinizi. Bazen metrelerce yüksekte olmanıza rağmen henüz sokak lambaları sönmemiş sahil ilçelerine uzanıp dokunacak kadar yakında olduğunuzu hissedersiniz.

            Zuğu Dağı içerisinde yer alan sığır vanağı yaylası Fındıklı ilçesinin hemen her yerinden görülebilecek yükseklikte bir konuma sahiptir.Yaklaşık olarak 2300 metre yükseklikte olduğu söylenen sığır vanağı yaylası keşfedildiği günkü doğallığı ile varlığını sürdüren bir doğa harikasıdır.Yayla, geçmişte Ihlamurlu,Sulak Doğanay ve cennet köylülerince hayvancılık amaçlı olarak kullanılmakta idi.Oldukça sarp yollarından ulaşım sağlanan yayla geleneksel yaşam biçiminde meydana gelen değişmelere paralel olarak eski canlı günlerinden bu günlerde oldukça uzak durumdadır. Yayla içerinde yer alan kırka yakın yayla evinden sadece dört tanesinin korunabildiği vanakta son yıllarda gözle görünür bir canlanma yaşanmaktadır. Çocuklukların bir kısmının geçtiği yaylaya gitmek, her şeyden kaçılmış birkaç günü çocukluk günleri tadında yaşamak isteyenlerin sayısı hızla artmaktadır.

            Sığır vanağı yaylasına ortalama 14 saatlik sıkı bir yürüyüş ile ulaşım sağlanabilmektedir.Fındıklı ilçe merkezinden 17 km uzaklıkta bulunan Yenişehitlik köyüne kadar araçla ulaşım imkanı bulunmaktadır.I.Dünya savaşı sırasında şehit düşen askerlerimizin istihkam ve mezarlarının arasından geçip orta bayır bölgesine ulaşılır. Son yıllarda adeta her şeye derman olarak sunulan Kanskanaka – Likapa adları ilede bilinen yaban mersininin her türlüsünü tadabilirsiniz yayla yollarında. Kanskanaka adı verilen yaban mersini bir yandan hararetini giderirken bir yandan da sağlığınıza olumu katkı sunar.

            Yaklaşık olarak iki saatlik yolculuktansonra yörede ‘ekmek yeri’adı ile bilinen otantik mekanda sizlerde nineleriniz dedeleriniz gibi bir soluk dinlenebilirsiniz.uzun süren kıştan dolayı yiyecekleri tükenen ineklerine sadece ormanların yüksek kesimlerinde bulunan ve zurmeh  adı verilen bir ottan toplamaya gidenlerin yemek molası verdikleri ekmek yeri her yaştan insanın hafızasında yer etmiş bir mekandır.Üzün sure oturursanız buralarda atılmış coşkun naraları ve içli sevda türkülerini yanık tulumun ezgileri eşliğinde duyabilirsiniz.

            Sığır vanağı yaylası terk edilmişliğin hüznünü daha yollarında hissettirmeye başlamaktadır.Büyük ölçüde tepelerden kopup gelen yağmur sularının oyuklarından açılmış dar, dik ve kıvrak patika yolların her iki yanının çalıların örtmesi yer yer geçişleri zorlaştırmaktadır.Bütün terk edilmişliğine rağmen bütün unutulmuşluğuna rağmen geçmişin ihtişamlı izlerini hala bulmak da mümkün yol boylarında .Ömrünü bu yaylaların meşakkatli yollarında geçirenlerin ayak izleri ,ter kokuları acılı türkülerini bir bir duymak mümkündür bu yollarda.

            Küçük ve büyük sazlık , kopuk aşağı saleres ,yukarı saleres ve nihayet demir kapıdan geçerek ulaştığınız Paşa Konak yolunda ‘demir kapıdan geçtuk.Hasseler beyaz  beyaz .En geriden geleni Allah onu bana yaz’diye sevdiğine haykıran aşık delikanlının sesinin yalçın kayalardan yankılandığını sizlerde hissedeceksiniz.

            Paşa Konak mevkiine geldiğinizde neden buralara bu anlamlı ismin verildiğini düşünmenize gerek kalmayacak.Paşa konaktaki küçük istirahattan sora artık eğimi düzelen yol yaylanın nefis hafifliğinde sizi adım adım Vanak’a yaklaştıracak.Her yana hakim bu tepelerde avuç içi kadar emin ve insana güven veren Sığır Vanağı ansızın karşınıza çıkacak.Eski neşeli günlerinde konuklarını Perun sırtı denilen yerde karşılayan yayla sakinleri yok artık buralarda. Akşam güneşinin sararttığı neşeli yüzler, Vanak içerisinde yankılanan mutlu kahkahalar, sırlarını paylaşan kadınların fısıltılı konuşmaları irili ufaklı çıngırakların eşsiz armonisi çok uzaklarda.

            Fındıklı ilçesi bir çok ihtişamlı yaylaya sahip olmasına rağmen henüz hiçbiri araçla ulaşma imkanına kavuşamamıştır.Fındıklı ilçesine ait Çağlayan ,Arılı ve çınarlı dere vadilerinin zirvelerinde yer alan güzelim yaylalara sadece gücü kuvveti yerinde olup buralara ulaşma azmi olan çok az sayıda insan ulaşabilmektedir.Büyük ölçüde geleneksel üretim biçiminden kopan yöre insanı ekonomik bir değer üretmek uzaklaşan yayalarından zaman içerisinde uzaklaşmıştık.ancak son yıllarda turistik bir değer olarak yeniden değer kazanan yaylalara yönelik ilgi buralarda da artmakta  olduğu gözlenmektedir.

            Turistik potansiyel itibari ile oldukça elverişli özelliklere sahip olan Sığır vanağı yaylası bir çok yaylaya geçiş imkanı vermesi bakımından da önemli bir yer tutmaktadır.Arılı vadisinde yer alan Çapukli,Üçgöller,Balıklı yayla,Küçük yayla ,Alaca göl,Corak yaylalarına ulaşılmaktadır.Çağlayan vadisine bakan Salama,Okuzboğan yaylası,Taş yayla ,Skura ,Horhat Çamlık , Sırt,Çatal ve Meşe ,Pahsalar gibi yaylalara ve göllere kolaylıkla ulaşım imkanı sağlamaktadır.

 

 

                             ÇAĞLAYAN VADİSİ – GÜRCÜDÜZÜ MESİRE ALANI        

 

 

            Fındıklı ilçesi ve yakın çevrelerinde bölgemizin turistik acibesini arttıracak düzeyde çok sayıda tarihi ve kültürel değer ile doğal kaynak bulunmaktadır.Bu kaynaklardan biri de Çağlayan Deresi Vadisi boyunca yer alan Gürcüdüzü Mesire alnı ve vadi boyundaki eşsiz doğal güzelliklerdir.

            Çağlayan deresi Kaçkar Dağlarının eteklerinde yer alan Öküzboğan Krater gölünden kaynağını alan derelerimizden biridir. Yaklaşık 2800 metre yükseklikte yer alan Öküzboğan gölü ve çevresi aynı ad ile anılan bir yaylaya da sahiptpr.

            Çağlayan deresi vadisinde yer alan köy ve mahallelerin Aslandere Köyü itibari ile sınırlarının sona ermesinden sonra vadi ayrı bir dünyaya açılan bir kapı gibidir. Derin bir görüş açısı ile önünüze başka bir dünya açılır.Vadiyi 1975’li yıllarda ulaşıma açılmış olan Aslandere Gürcüdüzü stabilize yolunu takip ederek seyre başlıyorsunuz.Yer yer dere kenarına kadar inen yol bazen derenin köpüklü sularını kuş bakışı görmenizi sağlayan uçurumlardan aşağıya bakmamıza da izin veriyor.

            Vadi boyunca hiçbir yerde göremeyeceğiniz kadar zengin bitki örtüsü ve renk tonu bulunmaktadır. Bir de buna gümüş köpüklü serinlik veren çağlayan deresinin yer yer homurdayan ,yer yer okşayan sesi eklendi mi keyfinize diyecek yoktur.

            Dar ve üzeri yağan şiddetli yağmurlarla bozulmuş olan araba yolunun zaman zaman Çağlayan  deresine acele ile koşan küçük kol dereleri kesiyor.bunlardan ilki pandiskar Irmağı adıyla tanınan akarsudur.Vadinin doğu yakasından akan bu ırmak yöreye has yağmurlarla taştığında orta büyüklükte bir dere kıvamına erişmektedir. Yağış sırasında yolu ulaşıma kapayan bu dere eğer macera seviyorsanız adrenalin seviyenizi yükseltecektir.

Çağlayan vadisi boyunca benzer özellikler taşıyan Kokro,Cehennem deresi,Hamza deresi gibi çok sayıda dere bulunmaktadır.

            Vadi boyunca yöre insanının estetik dünyasına ışık tutacak güzellikte çok sayıda merze bulunmaktadır.Bölgenin doğal yapı malzemelerinden ahşap ve taşın ustalıkla kullanılması ile kurulan merzeler doğa ile uyumlu yaşamanın en güzel örneklerini sunarlar.İnsanın yaşadığı çevreye hakim olma arzusunun yanında ona uyum sağlama gayretinin başarılı örnekleri ile doludur vadi yamaçları.

            Sabırla ve sadakat ile dantel dantel işlenen merze evleri burada yaşanmış köklü geçmişin sessizce tanklığını yaparla.Şansınız varsa bu merze evlerinde ömrünün geri kalan kısmını huzur içinde yaşamaya çalışan yaşlı çınarlarla da karılaşırsınız.Baldan tatlı dilleri ile yıllardır sadece buralarda yaşanan büyülü masal dünyalarına sürüklerler gönlünüzü fark ettirmeden.Nasırlı ellerinde veya heybelerinde sizler ikram edecek mutlaka bir şeyleri bulunur.Dahası küçük merze evlerinde ya muhlama , ya yoğurt yada dünya tatlısı ballarından ikram etmeden kolay kolay salmazlar yukarılara.Çaresiz yitip giden insanlığın buralara bir yerlere sığındığını düşünürsünüz.

            Vadi boyunca yol kenarına yerleşmiş çok sayıda arıcı barakası veya kulübe boyutlarında barınaklarla karşılaşırsınız. Her yıl mayıs ayı sonu itibari ile yüzlerce arı kovanı getirilir vadiye.Vuslat zamanı gibidir mayıs sonu haziran başı burada. İlk önce kumar adı verilen orman gülleri açar goncalarını.Her yer mor kokulu orman gülü ile süslenir. Arkasından karayemiş beyaz gelinliğini giydirir vadiye. Sanki kovanın içerinde yaşıyormuşsunuz gibi hissedersiniz, her yeri bal kokusu sarmıştır artık. Sık aralıklarla yağan yağmurların ardından açan güneşte kovanların seyri bir başka olur. Kovanlardan vadi yamaçlarına vadiden kovanlara ince siyah kurşunlar sıkılırmış gibi gelir insana.Binlerce arının akıllara durgunluk veren bir karmaşa ve  düzen içerinde kovanlarını bal ile doldurma gayreti buradan başka hiçbir yerde bu kadar berrak izlenemez.

            Gürcüdüzü mevkiine yaz aylarında yolunuz düşerse bir ibadet saflığında üretilmeye çalışılan bölgeye has imbiklerden süzülen baldan tatmak hatta şifa niyetine bir miktar bal da satın alma şansını yakalamış olursunuz.

 

 

                        GÜRCÜ DÜZÜ DOĞA SPORLARI MERKEZİ VE MESİRE ALANI

 

            Çağlayan vadisinin 20. kilometresine ulaştığımızda Gürcüdüzü adı ile anılan mesire alanı sizleri karşılayacak. Bu coğrafyayı iyi bilmeyenler ovalarla kıyaslayacak geniş bir alan beklentisi ile şaşkınlıklarını çoğu kez gizleyemezler. Eskiden yaylacılık geleneğinin dolu dolu yaşandığı  günlerde her zaman bir horan kalabalığı bulunurmuş Gürcüdüz’de. Özellikle yaz başı olarak adlandırılan mayıs ayı ile güz mevsiminde çok canlı olurmuş buralar.Yaylaya gidip dönenlerin soluklanma ve horon eşliğinde eğlenme yeri işlevini de gören güncüdüzü son yıllarda hızla artan turizm hareketliliği sayesinde tekrar coşkulu kalabalıkları  ağırlamaya başlamış görünüyor.

            Gürcüdüz’nde eskiden orman muhafazası için çalışan işçi ve memurların barınması amacı ile inşa edilmiş olan orman evi 2006 yılında ahşap kaplaması ve restorasyonu tamamlanarak Doğa Spor Merkezi adı ile yeniden hizmet vermeye başladı.Her yıl bir çok doğa sporları meraklısı bu tesisten yaralanmakta olup tesisin çevresi de kamp kurmak amacı ile kullanılmaktadır.

            Gürcüdüzü vadisinde bulunan merzelerde büyük ölçüde hayvancılık yapılmakta idi. Her merzenin önünde de mutlaka mısır ve çeşitli sebzelerin ekimi için kullanılan bahçelere bulunmaktaydı.bu bahçelerde üretilen mısır yine vadi içerisinde kurulmuş su değirmenlerinde öğütülerek altın sarısı mısır unu elde edilirdi. Bu otantik su değirmenlerinde bir kaçı günümüzde de hizmet vermeye devam ediyor.

            Gürcüdüzü mesire alanından sonra yaklaşık 2 km daha araba yolu ile ulaşım sağlanabilmektedir. Açhozli adı verilen yer araba yolu ulaşımının bittiği son noktadır.Buradan sonra artık dar patika yollar sizleri dağların doruklarındaki yaylalara ulaştıracaktır.1992 yılında bu vadiyi ziyaret eden Atlas Dergisi muhabirlerin Halim DİREK’in satırları ile yolculuğumuza devam edelim.

            Burası Açhozli yolun sonu .Buradan sonra vadinin içine dalıp taş patika yi bulmalısın. Sık ormanda ilerleyip kanyonları, derin yayları aşarak kırk basamağa varacaksın.Vadinin karşı tarafında uçurumların ta üstünde büyük bir çağlayan görürsün, onun üstündeki sırtın arkası Sultan Yaylası.İki saatlik tırmanış sonunda patika bir düzlükte kaybolur,tam karşında Meşe yaylası olacak.Bu yükle akşama ancak ulaşırsın.Bizim akşam Sultan yaylasında olmamız lazım, sabah sürüyü toplayıp bu vadiye indirmeliyiz.taş patikadan hiç ayrılma, çok da oyalanma,kaybolursun yabanilere de yem olursun.Uçuşan komar rengi saçları ve kısık gözleri sevecen bir gülümsemeyle bütünleşti.Yaşardı adı Marsisi Dağını bekçisi birkaç çobandan biriydi.Dizlerine kadar tiftif çorapları,lastik pabuçları heybeleri,sırtında mavzeri,iki arkadaşıyla uçarcasına kayboldu ormanda.az aşağıda bir düzlükte evler vardı gördün mü?İşte orası Gürcüdüzü mevkidir.Dedelerimizin gürcülerle ilk karşılaştığı yer.Yıllar önce biz hemşin’den buraya göçmüşüz.Abu Hemşin ,Beydere,Aslandere köyleri o yıllarda kurulmuştur.Bizimkiler tarla aça aça yukarılara çıka çıka buraya ulaşmışlar ki,ne görsünler;bir sürü adam taş taşıyıp yol yapıyor.Kimsiniz diye sormuşlar.Sizi anlamıyoruz demiş Gürcüler kendi dillerinde,sonra korkup kaçmaya başlamışlar. Bizimkiler Gürcülerden birini vurmuş ve yıllar süren kavga başlamış aralarında.Sonunda bizimkilerden bulunan Gürcüler Marsis’i aşıp terk etmiş yaylaları.Tırmanacağın patikalar,çıkacağın yaylalar o günlerden miras.Hadi çabu iç çayını,yolun uzak ve çetin,vakit,dar yola düşmelisin.Açhozlı mevkiinde bulunan barakasında bunları anlattıktan sonra,son çayını doldurdu yaylaya çıkanları ağırlayan  Yılmaz Öksüz.Çağlayan,Karadeniz’e akan büyük derelerden biri ve en berrak olanı.Marsis Dağından doğup Rize’nin Fındıklı ilçesinde denize dökülüyor.

            Çağlayan vadisi,Karadeniz Bölgesi’ndeki diğer vadilere kıyasla daha kısa ancak eğimi fazla olduğundan dere sürekli olarak yol ayırıyor.Vadi boyunca fazla düzlük yok.En büyük açıklık Marsis Dağı’nın eteklerinde,yaylaların bulunduğu alan Abu Viçe bugünkü adıyla Çağlayan,hışımla iniyordu vadiden.Güneş almayan vadiye dalıp taş patikayı buldum,dört bir yanımı saran seslerin,uğultuların eşliğinde tırmanmaya başladım.Yükseldikçe sesler çoğaldı,çay dumana dönüşüp göğe püskürdü.Masaldaki sihirli fasulyeye tırmanır gibi çıktım kırk basamağı.Basamaklar bitince duman da bitti,bulutun üzerindeyim artık.Karşımda Sultan Yaylası’nın uçurulman,dev çağlayanı.Önceleri sis sandım ama dikkatli bakınca bunu kayalara çarpıp saçılan çay olduğunu fark ettim.Ne de kolay söylemişti Yaşar bu akşam Sultan’da oluruz diye.Derin yankıyla aşan kütüklerin üzerinden,şelalelerin altından mor komarlara,yosunlu şimşirlere tutuna tutuna aşağıya bakmadan aştım uçurumları ve karanlıkta Meşe Yaylası’na vardım.Çadırımı ilk bulduğum düzlüğe kurdum.Henüz üç ev doluydu.Birinin kapısında merakla bana bakan bir ihtiyar belirdi.Eliyle gel işareti yaptı.Dudaklarından sessiz bir hoş geldin döküldü.Boğazındaki yün örtüye takıldı gözüm.Gırtlağından ameliyat olmuştu.Solgun beyaz bir yüzü ,kısık gözleri başında fötrü vardı.Adı Osman,Topçu Osman .Elimden tuttu başımı okşadı.Daha sen çocuksun dedi.Bunu hep söyledi ,sonrada benimle her karşılaştığında her akşam temizledi,buhar tutan ekmeği taştan bıçakla ayırdı.Ocak üstündeki zicire asılı kazandan bir tas süt alıp tabağa döktü,içine biraz kaymak koydu.Bakır bir kazandan yoğurt çıkardı.Çok az konuşuyordu.daha keçi çobanlan gelmedi, keçi yoğurdu daha güzel olur,bunu benim ineklerin sütünden yaptım.Güneş tepelerin ardından yükselirken katır kervanları da vadide gözükmeye başladı.Meşe vadinin ilk yaylası yukarı yaylalara çıkanların soluklanma noktası.Benim aklımda Çamlık Yaylası var.Çamlık’a çıkış vakti henüz gelmemiş,hala yalnızlığını yaşıyor.Topçu Osman hiç durmuyor,hep bir şeyler yaparken görüyorum onu.Tahta kaşık yapıyor,dağa oduna gidiyor,yaylaya yeni bir ev yapıyor,bahçe çapalıyor,hamur mayalayıp ekmek ,süt mayalayıp peynir mayalıyor.Sanki ölüm meleği kapıda. Daha çok işim var,biraz daha müsaade der gibi yaşıyor. Benim için çağlayan Vadisi’yle özdeşleşiyor yayla geleneğinin son neferlerinden bu yaşlı adam.Sabah erkenden düştüm yola, saatlerce tırmandım  dik patikada. Mor komarlar ormanla birlikte kayboldu,iç bayıltıcı kokularıyla son komarlar sardı her yanı. Derken ortalığa sis yayıldı,göz gözü görmez oldu.Güçlükle ilerledim.Kütüklük denen yerde iç kütük dolu bir ev buldum.Eve sığınıp tenekede odun yakarak ısındım. Godimli’de keçi sürüsünün içine daldım,çoban seslendi:Gel hele bir çay iç Ayhan tanıdığım ikinci çoban.Babasıyla birlikte geziyordu.Komar çalılarıyla horlattı ateşi,bir demlik çayı üleştik.Ha gayret deyip yükledi sırtıma çantamı.Sis iyice bastırdı hava hepten karardı.Anlatılanlara göre çoktan yaylaya varmalıydım.Karanlığı yaran kıpkırmızı bir ışık yalamaya başladı tepeleri.Sis dağındı işte orada,tam karşı tepede evlerin çatıları gözüktü.Tepeyi çıkmam için önce dereyi geçmem gerek.Gürül gürül akan derenin sığ bir yerini gözüme kestirdim,bir adım attım.Bir daha derken dizime kadar suya battım.Su buz gibi ayaklarımın sızladığını hissettim.Sonra olan oldu dizlerimin bağı çözüldü suya yuvarlandım. Bir tek fotoğraf makinem kaldı dışarıda,o da ıslanmasın diye tek elimle boğuştum akıntıyla.Dışarıya çıktığımda her yerim titriyordu,çok geçmeden bütün giysilerim buzdan kalıp haline geldi.Acele etmeliydim.Yaylaya vardığımda güneş çoktan batmıştı.Tüm evlerin kapılarında ikişer üçer kilit vardı.Donmamak için sürekli hareket ediyordum,iki saatlik bir uğraştan sonra çay kaşığının sapıyla kurcaladığım kilitlerden biri açıldı.Derin bir oh çektim.Hemen ocak başına yığılı komar çalılarını yaktım,evde koyduğum güğüme çay suyu koyup ocağın üstündeki zincire astım.Donmaktan kıl payı kurtulmuştum.Ne bu yaylada nede daha yukarıdaki yaylalarda birileri var.Çamlıktan yukarısı kar yığınlarının altında.Gece uzaklardan kurt ulamaları çalındı kulağıma.Yorgunluktan hemen uyudum.Üç gün sonra çobanlar  gelmeye başladı.Önce Yaşar ve  AYKAN sonra,Ayhan ve babası Ali.Her taraf keçi karasına boyandı,ağır bir koku kapladı dağları.Sonra Topçu Osman’da geldi,Fatma teyze de diğerleri de.Yayla yavaş yavaş dolarken ben ayrıldım.Kulaklarımda yankılanan ur kekliği sesleri,kurt ulamaları,su gürlemesi ve.Fatma teyzenin sesi.Biz devlet takvimini bilmeyiz oğul,sen dersin haziranın on beşi ben derim mayıs sonu.Bahar yeni kondu buralara,mayıs sonu Çamlık yaylası.Zamanı haziran başı Hothat Yaylası zamanı.Sonradan çürük ayları gelir, yayladan inme zamanı,ağır ağır göçeriz aşağı yaylalara ve kışa köydeyiz.

 

                                                           İKİNCİ BULUŞMA

 

 

            Aylardan ‘çürük’ ayı.Ne yaz ne sonbahar;Ağustos ortası .Bu sefer yukarıdan indim Çamlık’a.Yusufeli’nden Kobak Yaylasına oradan da Silikvan Boğazına kadar çıktım minibüsle.Gök çoktan kararmış hava fırtınalı buz parçalan serpiştiriyor.Ayakta zor duruyordum.Şöferin sesini güçlükle işittim.yolu bilmiyorsan gel vazgeç gündüz gelirsin.Biliyorum .El fenerinin ışığında patikayı bulup hızla inmeye başladım.İki saat sonra geçenin kör karanlığında Topçu Osman’ın evinin önündeydim.Kapıyı çaldım gıcırtılar arka odadan kapıya kadar geldi,kilit açıldı elindeki kandil Topçu Osman’ın gülümseyen yüzünü aydınlattı.Neredesin kaç gündür,gelmeyince meraklandım.Maşınga’yı (fırıltılı soba) açtı,koca bir somun çıkardı, ocağına biraz çırpı attı,odanın içi alındı. Yemeğini ye sana yan odayı hazırlamışım,hemen yat;yorgunsun.Dağları saran kardan şimdi eser yok. Derenin suyu azalmış,homurtusu tükenmiş.Hohat’ın,Sakura’nın ve diğer tüm yaylaların evleri şenlenmiş.Çobanlar tepeleri mesken tutmuş,çayırların yeşili iyice koyulaşmış.Marsis yaylalarına çıkışta kurbanlar kesilen doruğunda el fenerlerinin ampulünü patlatan mağaralar barındıran tepesinde sular kaynayan bir dağ.Tepesinde taş tabaklar bulunur,üç koç kurban edilip bir kazana katılır,üç parça odunla hepsi pişer.Etler taş tabaklara konup da yenmelidir. Dualar edilir çayırlara bereket gelsin diye. Ben değil yaylanın ihtiyarları söylüyor bunları.Hatta onun,ülkenin en yüksek dağı olduğunu söylüyor.Hadi çıkalım deyince bizden geçti artık diyor.Kanıma girdiler bir kere.Çantamı hazırlayıp erkenden yattım.Sabah çantamın yanında bir de tiftik herbe vardı.Kapını önünde oturuyordu Topçu Osman:Ben de geliyorum.Zor olmaz mı senin için diyecek oldum sen ne konuşuyorsun diye susturdu beni.O önde ben arkada yok olmaya yüz tutmuş Gürcü patikalarından tuttuk Marsis dağının yolunu.Marsis Gölünden yukarı tırmanıp boğazı aştık, aramız gittikçe açıldı utandım sen gelme deyişime.Hem tırmanıyor hem de hasta eşine dağ çayları topluyordu.Keskin bir sırtta mola verdik.Her taraf mezar taşı gibi uzun,dikili taşlarla doluydu.Adettenmiş Marsis’e  çıkan  bir taş dikmeliymiş.Dağın tam arkasında yüzlerce metre aşağı inen çağlayana takıldım.O dağ keçisi çevikliğiyle zıplayarak geçti bense yarım saat etrafımı dolaştım. Zirveye vardığında elimde dürbün yaylada kalan ineklerini gözlüyordu.Zirvenin etrafında içi oyuk taşlar ve çürümüş kurban kemiklerini fark ettim.Mağarayı bulup fenerle içeri girdim.Küçük bir oda genişliğindeki mağara,Tilki dağın içerinde uzanıp kayboluyor. Rakım 3 bin 270 metre kadar ancak çıkışı oldukça zordu.Eskiden askerlerin diktiği direkten bahsetmişti yayladakiler.Artık sadece beton bir kaidesi var.Ben iniyorum malları toplanman lazım, ayı kadar deyip ayrıldı Topçu Osman. Kar suyu eritip çay demledim.Uzaktan kardeş gibi dizilmiş Kaçkarları seyrettikten sonra inmek için başka bir yol aradım.Dağ keçilerinin izlerinden uçurumlardan otlara tutuna tutuna iki saatte göle ,geçenin bir vakti de yaylaya vardım.

            Yayladan dönüş mevsimi başladı,yüksek çayırların otu sarardı.Horhat ve sakura’nın taş evlerinin saç çatıları,ağaç kalasları kışın çığın bozmaması için toplanıp yığıldı.Katırlara peynirler sarılıp aşağı yaylalara göçüldü.Meşe yaylasına en son sıra gelecek.Diz boyu otlarla kaplı çayırı aşıp daldım ormana. Dere kenarında mola verdim.Masmavi billur sularını seyrederken siyah bir şey fırladı dereden.Sonra bir daha,sonra üç dört birden aynı anda. Şelaleden yukarı çıkıyordu alabalıklar.Göç sırası onlardaydı.Çağlayan Deresi Karadeniz de denizalalarına ev sahipliği yapan ikinci büyük çay.Vadi aşağısında tuzak kurmak balık avlamak yasak ve herkes buna uyuyor.Bol sayıda denizalası yumurta dökmek için sessiz sedasız kendilerine yuva arıyor.Bu şelaleden sıçrayıp yukarı çıkanlar dağ alaları.Deniz alaları kasıma doğru vadinin daha az akıntılı olduğu aşağı kesimine yumurta döküyor.Artık ne sonbahar ne kış.Yapraklar henüz yeşilken dökülüyor ve ardından kar bastırıyor.Aylardan kasım.

            Aslan dere köyünden yukarısı sessizliğe gömülü Yaylacıların köylerine çekildiği vakit.Her hafta heyelanlar buradaki adıyla kopuk var.Koça dağlar inmiş vadiye yollar yok olmuş.Etrafından dolaşmalı yüz metre için beş kilometre aşılmalı.Kopuk canavar gibi yutar insanı,canlıdır sanki usul usul akar çamur yığınları.Nereye dedi bir teyze.Yaylay.Ulaştım,bu zaman da yayla mu olur.Topçu Osman bir ben anlarım onu.Bir hafta içinde dönmezsen aramaya geliriz.Bana Açhozli ve Meşedeki evlerin anahtarını verdi.Kar diz boyu ve çok yumuşak,dört saatlik yolu sekiz saatte yürüdüm.Karların üzerine çadırı kurdum.Nereye kadar ulaştığımı bilmiyorum.Sürekli kar atıştırıyor.Ertesi gün yorgunluktan öğleyin uyanabildim,kar dinmiş sis basmış.Bir saat daha yürüyüp ulaştım Gürcüdüzü’ne.Arıcıların yazın kullandığı orman lojmanını gözüme kestirdim.Kapılar kilitli camın birini söküp içeri girdim.Sobanın borularını sağlamlarıyla değiştirdim.Yukarı evlerden seleyle odun taşıdım.Dış dünyayla tek bağlantım radyoma kablolardan anten yaptım. Hava durumunu takip edip en uygun zaman da yaylaya çıkmalıyım.İlk günler karanlık geçti,hava sisli ve yağmurluydu.Geceleri çakal kurt ulumalarını dinleyerek uyudum.Bir sabah evim önünde ayak izleri fark ettim.Ayı izleri.Bunları takip ettim.Sonra bir başka ize,ardından da bir üçüncü ayının izlerine rastladım.Bunlara ek olarak domuz,karaca ,tilki,kurt,çakal izleri. Meğer orman ne kadar canlıymış.Kararımı verdim,kalabildiğim kadar kalacağım burada.Birkaç saat yok olmaya yüz tutmuş orman yollarından yolların dan yükselip sırta tırmandım.Telefonla köyü aradım.ben gelmiyorum.Dönüşte bir metre karı yara yara gitmiş iki adam ayağı büyüklüğünde ayı izlerini görünce daha temkinli gezinmeye başladım.Sabah erkenden karla kaplı patikalardan tırmanya ya başladım Meşe’ye.Sekiz saat sonunda Meşe yaylasındaydım. Dolunayda dağların arasında ışıl ışıl parlıyordu yayla,tarifi imkansız bir sahneydi.Kapını önündeki kararlan kürüdüm içeriden bir kazan alıp kar bastım,ocağın üstüne astım.Bir kazan kaynar suyla dışında dolunayın altında yıkandım.İçeri girmeyi hiç istemiyordum.Dışarıda karları açıp ateş yaktım.Saatlerce seyrettim dağları. Çakallara kurtlara karşılık verdim.Ne kadar özgür olduğunu hissettim.Ertesi gecede dağları seyrettim kurtlar gibi uludum şarkılar söyledim.Gece ormanda gezmeye çıktığımda lodos başladı ve karşı dağlardan inen çığların gürültüsünü duydum.

            Çamlık’a gitme planı çığların altında kaldı. Dönmeyelim artık.Vıcık vıcık olmuş kara gömülerek indim orman evine.Ben yokken ayılar daha çok dolaşmış etrafta.Günlerimi iz sürmekle geçirdim.Dev kayıp ağaçları birkaç yüz yaşında porsuk ağaçları yıkılıp göçmüş kestane ve ceviz kütükleri gördüm ceviz topladım.Üstüne kar yığılıp eğilen altları mağara gibi olan taflan ağaçlarının altında ayı aradım. Yemeğim bitti ormandaki armut elma ayva muşmulaları keşfettim toplanıp bir kısmını almaya gittiğimde yerinde yeller esiyordu ayılar yemiş.En sonun da ekmeğimde bitmiş.Artık pes ettim bu hayvanlar benimle saklambaç oynuyordu. Yağmurlu bir akşamüstü tepeye tırmandın köyü aradım.Dönüyorum dağda yapayalnız on üç gün geçirip bir tilki bile göremeden dönmenin efkarı sardı içimi.Dalgın dalgın bir dönemece geldim yapraklar hışırdadı. Ya ayıysa ne olursa olsun devam ettim.onu görmeliydim. İki çift kömür karası göz ve incecik bacaklarıyla öylece kala kaldı bir çift karaca.Uzun uzun bakıştık çıt çıksa ürpereceklerdi.Ama bir karecik olsun fotoğraflarını çekmeliydim.Yavaşça açtım çantayı makineyi çıkardım vizörden baktım yoklar.Karşı tepede dikenlerin üzerlerinde adeta uçtuklarını fark ettim.Ve döndüm dağlara ve ormana sevdalanmış olarak.Köyde Yaşar’ı gördüm keçilerin bir bölümünü satmaya gelmiş. Yüzü gülüyordu her zaman ki gibi.Gelirsen eğer biz dağdayız nerede olduğumuzu bilirsin. Çağlayan vadisinin çobanları hep hayranlık uyandırdı bende yaylalarda sık sık onları ziyaret ettim. Hayatları hep dağlarda geçiyor.Konacakları yerde ev yoksa palayla birkaç ağaç devirip çarçabuk ev yapıyor,akşamları yeni doğan oğlaklara sarılıp radyo dinliyorlar.Ellerindeki her şeyi yoldan geçenlerle paylaşıyorlar.Hepsi güleç yüzlü dağlar kadar sesiz ama sıcak.Marsis kışı metrelerce kar doldurucu soğuk karacalar çengel boynuzlular kurtlar.Yine bir ocak başında pencere önünde ormanda olacağım yine Çağlayanda.Ayıları bu sefer göreceğim.Soğuk bir günün sonunda bir fincan kahveyle yorgunluk atarken yıldızları seyrederken radyodan nağmeler yayılacak.

            Ne dersiniz Çağlayan vadisinde böyle bir yolculuğu hala hak etmediniz mi. Eğer bunu kendinize çok görüyorsanız kendinize haksızlık ediyorsunuz demektir.Hadi kendinize bir iyilik edip bir yaz tatilini buralarda geçirin.

Copyrigt © 2017 fındıklı belediyesi