ÇAY İLE İLGİLİ İLGİNÇ BİLGİLER

-Efsaneye göre çay, İkinci Çin İmparatoru Shen-Nung tarafından, M.Ö. 2737 yılında uçuşan çay yapraklarının kaynamakta olan suya düşmesi sonucunda bulunmuştur.

-Siyah çayın içinde bulunan tanik asidin siğilleri iyileştirdiği düşünülür.

-İngiltere’ye resmen girişinden önce çay kaçak yollardan temin ediliyor ve sadece erkeklerin girmesine izin verilen kahve dükkânlarında el altından satılıyordu.

-Boston Çay Partisi olayından sonra çay ABD’deki popülaritesini yitirmiştir, günümüzde kahvenin çok daha popüler olmasının sebebi budur. (Detaylı bilgi için bakınız)

https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/boston-cay-partisi-111

-Çin’de misafire çay servisinin yapılmasının ardından konuk parmaklarını birkaç defa masaya vurarak minnettarlığını gösterir.

-Dünya üzerinde tüketilen çayın %75’i siyah çaydır.

-Dünyanın en pahalı çay servisi Hong Kong Ritz Carlton otelinde bulunur, kişi başı yaklaşık 9.000 dolardır.

-Bizim siyah çay dediğimiz çaya Çinliler kırmızı çay der.

-Dünya üzerindeki çayın çoğu tropik bölgelerde dağ yamaçlarında yetiştirilir.

-Suyun ardından dünyada en çok tüketilen ikinci içecek çaydır.

-ABD’de tüketilen çayın %85’i soğuk çaydır.

-Dünyada en çok çay Çin’de üretilmektedir, onu yakından Hindistan takip etmektedir.

-Dünya genelinde 1500’ün üzerinde farklı çay türü vardır.

-Poşet çay 1904 yılında ABD’de bulunmuştur, o dönemde bazıları bunu son derece saçma ve boş bir icat olarak görmüştür.

-1800’lere kadar Sibirya’da çay blokları bozuk para üretimi için kullanılmıştır.

-Doğu dünyası yaklaşık 5.000 yıldır çay içerken, batı dünyası sadece 400 yıldır çay içmektedir.

ÇAY İLE İLGİLİ TEKNİK BİLGİLER

İkiçeneklilerin çaygiller familyasından bir bitki (Thea sinensis ya da Camellia sinensis).

Yabanileri 10 metreye kadar boylanabilen ağaç hâlini alabilen çay, tarım bitkisi olarak, genellikle 1-3 m boyunda tutulan bir ağaççıktır.

Yaprakları kışın dökülmez, sert derili, sivri ve dişli, kısa saplı, sarmal dizilişlidir.

Çiçekleri yeşilin tonlarında, pembemsi, sarımsı ya da beyaz renkli, hafif kokuludur. Meyveleri, odunlaşmış kapsül meyvedir.

Çay düzenli nemli bir iklim ister. Genellikle tropikal ve yarı-tropikal bölgelerde kolaylıkla yetiştirilebilirse de başta Rize dolayları olmak üzere yurdumuzun Doğu Karadeniz Bölgesi’nde de yetişmektedir.

Türkiye’de çay üretimine 1878’de Japonya’dan tohum getirilerek başlanmıştır. Bu tohumlar örnek olarak dikilmiş, daha ciddî ve yaygın çalışmalar ise 1918 yılından sonra başlamıştır. Bu yıllarda Batum çevresinde başlayan çay tarımı örnek alınarak Rize ve Artvin çevresinde geniş çaplı dikimlere girişilmiştir. Bugün Artvin, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu illerinde çay tarımı yapılmaktadır. Üretilen bu çaylar önceleri imalathanelerde işlenmiş, modern anlamda ilk çay fabrikası ise 1948 yılında kurulmuştur.

İlimizde çayın yetiştirilmesine öncülük eden kişi Zihni Derin’dir. (Detaylı Bilgi için bakınız.) http://www.caykur.gov.tr/Pages/Kurumsal/KurumHakkinda.aspx?ItemId=20&ItemId2=27&ItemType=Detail

Çay üretiminde kullanılan tür, Çin ve Hint çay ağaçlarının bir melezidir.

Ürün, fidan 3 yaşını geçtikten sonra alınmaya başlanır.

İçtiğimiz çay, bitkinin dal uçlarındaki taze yapraklarından üretilir. Bu yaprakların fermantasyona uğratılıp kurutulmasıyla elde edilir.

Çay yaprakları eterik yağ ve “tein” taşır. Tein, kahvede bulunan kafeine çok yakın, uyarıcı bir maddedir.

Çay, normal oranda içildiğinde dinlendirici, ferahlatıcı, fazla miktarda alındığında ise sinir sisteminde yıpratıcı bir etki yaratabilir.

Dünyanın başlıca çay üreticileri Çin, Seylan ve Hindistan’dır. Bu ülkelerde çay yaprakları çeşitli kokulu bitkilerle karıştırılarak bildiğimiz çaydan çok değişik çeşitler de üretilir.

Bugün ticarî çayın başlıca iki çeşidi vardır: Siyah çay ve yeşil çay. Siyah çay, yapraklar açıkta soldurulup nemli bir yerde mayalandırıldıktan sonra ateşte kurutularak elde edilir.

FINDIĞIN TARİHÇESİ

Fındık sözcüğü, Antik Çağda Karadeniz’ in adı olan “Pont Exinus” tan türetilen “pontik” sözcüğünden meydana gelmiştir.

Plinus da, Pontos kıyılarından getirildiği için, fındığa “Pontos cevizi” denildiğini kaydetmiştir.

Fındık Akdeniz, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine Doğu Karadeniz’ den adını da beraber getirerek yayılmıştır.

Arkeolojik kazılar MÖ 10000’li yıllarda fındığın mezolitik diyetlerin bir parçası olduğunu kanıtlamaktadır.

Çin yazılı kaynaklarında M.Ö. 2838 yıllarında Çin’ de yetiştiriciliğinin yapıldığı ifade edilen fındığın Tanrı’ nın insanlara ihsan eylediği beş kutsal meyveden birisi olduğu bildirilmektedir.

Antik Çağ’ ın büyük tarihçisi Herodotos (MÖ 490-425), Herodot Tarihi olarak adlandırılan eserinde fındığın Karadeniz’ in doğusunda yetiştirildiğini yazarken, antik Çağ’ da fındığın yağının nasıl çıkarıldığını da tarif etmektedir.

Fındığın tarihi ile ilgili yapılan bir araştırmada, İsviçre’ nin Rohen havzasında tarihin ilk çağlarında, insanların göllerin sığ yerlerinde kazıklar üzerine barınaklar kurdukları devirlerde fındığın besin olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

Türk kaynaklarında fındık ağacından söz edilen en eski eser Uygur Destanı’ nın İran rivayetidir: “Tuğla ve Selenga ırmaklarının birleştiği yerde bir kayın ve fındık ağacı arasında bulunan bir dağ kabardı ve yarıldı. İçinden beş çocuk çıktı.”

13. yüzyılda yaşamış olan Ispartalı Seyrani Karadeniz Bölgesine yaptığı ziyaret esnasında Giresun’ da bol miktarda fındık yetiştiğinden bahsetmektedir. Yine Evliya Çelebi Trabzon bölgesine yaptığı bir seyahatte “Dağlarında taşlarında cümle ormanları fındıklıktır” diye bahsetmektedir.

Fındığın uluslararası ticaret malı olarak satışını gösteren ilk yazılı belge 1403 yılını taşımaktadır. İspanya kralı III. Henri, 1403 yılında Timur’ a elçi gönderir, elçi Timur ile görüşür, Trabzon’ dan İstanbul’ a deniz yoluyla döner. Yolculuk izlenimlerini yazdığı Seyahatnamesinde şu cümle yazılıdır: 17 Eylül 1403′ te Trabzon’ dan; kaptan Nicolos Cojen yönetimindeki fındık yüklü bir gemiyle 25 günde İstanbul’ a gittik.

Fransa ile 1737 yılında, I. Mahmut (1730-1754) döneminde ticaret anlaşması yapılır. Bu antlaşmaya göre Fransa’ ya satılacak ürünler arasında fındık da vardır.

1900 yıllarında fındığın tek üreticisi ve dışsatımcısı Türkiye’ dir.

Cumhuriyet döneminde fındık konusu ciddiyetle ele alınmış, bu konuda muhtelif çalışmalar yapılmıştır. 1925 yılında çıkarılan 407 sayılı yasa ile Rize de fındık yetiştiren iller arasına alınmıştır.

1927 yılında çıkarılan 6207 sayılı hükümet kararnamesi ile fındık fidanlarının ihracatı yasaklanmıştır.

KAYNAK: https://arastirma.tarimorman.gov.tr/findik/Sayfalar/Detay.aspx?SayfaId=26

 

KİVİ İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER

Kuzey Çin’e özgü bir bitkinin türlerinden olan Kivi, Antik Çin’de tedavi amaçlı kullanılırken anavatanı Çin olan bir meyvedir.

Doğal yetiştirme alanında yaklaşık 50 türü bulunan Kivi, geniş bir alanda yetiştiği için botanikçiler tarafından Yeni Zelanda’ya tohumları götürülmesi sonucu yaygınlaşmıştır (1900’lerin başı).

Bugün dünyada kivinin en çok üretildiği ülke Yeni Zelanda’dır.

Yeni Zelanda’nın ulusal sembolü ve uçamayan bir kuş türü olan Kivi Kuşu (Apterygidae, Kiwi) küçük, kahverengi, tüylü olmasıyla bu meyveye benzetilmiş ve “Kivi (Kiwi)” adını almıştır. Meyvenin tüm türleri “Kiwifruit” adıyla bilinirken, Türkçe’ye “Kivi” olarak geçmiştir.

“Çin Bektaşi Üzümü” olarak adlandırılan ve Dünya Savaşı’ndan sonra bu isimle ticarileştirilen meyvenin “Kivi” adını alması ise 1959 yılına dayanmaktadır.

Doğal ortamda yetişen bitkilerin meyvelerinin toplanmasıyla elde edilen Kivi, ilk dönemler laboratuvar ve koleksiyonlarda kullanılırken yaygınlaşması 1950’li yılları bulmuştur.

Ticari amaçlı bahçelerin kurulması ve uygun metodların geliştirilmesiyle, çiftçiler bu bitkiyi ekmesi için cesaretlendirilmiş ve kivi böylelikle günümüze dek gelmiştir.

1970’lere gelindiğinde dünyanın farklı bölgelerinde yetişen Kivi, bir endüstri oluşturmuş ve hızlıca çoğalmıştır.

Kivi’nin Türkiye’ye gelmesi ise 1980’lere denk gelmektedir. 1988 yılında -Yalova- Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından yapılan araştırmalarla Kivi yetiştiriciliğine Karadeniz, Marmara ve Ege sahilinin uygun olduğu belirlenmiştir (ticari bahçeler açıldığını da söylemek gerek)

Düşük şeker oranından dolayı düşük kalorisi olan Kivi, Türkiye’de “sağlık meyvesi” adıyla satılmaktadır.

KAYNAK: http://birgunbiryerde.blogspot.com/2014/04/kivinin-gunumuze-gelisi.html

YABAN MERSİNİ (Likapa)

Yaban Mersini ılıman iklim kuşağına adapte olmuş bir meyve türü olup botanik olarak gerçek üzümler gurubunda yer almaktadır.

Günümüzde ticari olarak yetiştirilen Yaban mersini 1906 yılından itibaren Amerika Birleşik Devletleri’nde başlatılan seleksiyon çalışmalarının ürünüdür.

Çok hızlı bir şekilde üretilerek satışa sunulan Yaban mersinleri dünyada en popüler meyvelerden biri iken ülkemizdeki yetiştiriciliği 2000’li yıllarda Rize’de başlatılmıştır.

İklim isteği bakımından Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki illerden Artvin, Rize, Trabzon ve Giresun’un genelde rakımı yüksek dağ ve yaylalarında yabani formları bulunmakta ve yöre halkı tarafından taze olarak, reçel veya pekmez yapılarak tüketilmektedir.

Rize’de LİKAPA, Trabzon’da LİGARBA, Rize Pazar ilçesinde KASKANAKA, Ardeşen ilçesinde ise ÇERA, Artvin’de MORSİVİT veya MAHABAK olarak isimlendirilen ve yöre insanı tarafından doğadan toplanan yabani meyveleri beğenilerek tüketilmektedir.

KAYNAK: http://www.rizede.com/rize-urunleri/likapa/26440-likapa-yaban-mersini.html

KARAYEMİŞ

Vatanı Anadolu olup, yurt dışına giden ve isim değiştiren; Karayemiş de 1546 yılında bir Fransız tarafından Trabzon’dan toplanmış ve Trabzon Kirazı (Cerasus trapezuntuna) olarak adlandırılmıştır.

Bitki aynı yıl İstanbul üzerinden İtalya’ya, 1574’de başka bir yabancı tarafından Viyana’ya oradan da Fransa ve İngiltere’ye gönderilmiştir.

1600 yılından itibaren tüm Avrupa’da park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilmeye başlanmıştır.

Karayemişin Latince adı Prunus laurocerasus’tur . Ülkemizde ise Taflan, Karamış, Kattak, Laz Üzümü, Laz-Gürcü Kirazı, Tçko, Tanal kısaca karayemiş olarak isimlendirilen bitkiye; Rize, Trabzon (Maçka – Meryemana Vadisi), Giresun, Sinop (Ayancık), Zonguldak (Devrek), Kastamonu, Bartın, Bolu, İzmit (Keltepe), Adapazarı, İstanbul (Belgrat Ormanı, Alemdağ), Bursa (Uludağ) ve Osmaniye’de (Gâvurdağları) orman veya orman kıyılarında doğal olarak rastlanır.

Karayemiş; 5-6 m boyunda veya boylu çalı şeklinde, kışın yaprağını dökmeyen ağaççıktır.

Zeytin (yuvarlakça) biçimindeki, tek çekirdekli (düzgün, sivri, çarpık yumurta biçimli) az-çok sulu mayhoş-buruk (olgunlaşmış mahlep tadına benzer) meyveleri; 8-10 mm boyunda, önceleri yeşil, olgunlaşınca siyaha yakın (koyu mor) bir renk alır. Sarı kırmızı alacalı olanları da vardır. Ülkemizde meyve biçimi ve meyvenin olgunlaşma mevsimine göre 7 karayemiş çeşidi vardır.

KAYNAK: https://www.rizedeyiz.com/icerik/Karayemis-210.html

DAL HURMASI (Trabzon Hurması)

Trabzon hurması (Diospyros Kaki L.) Ebenaceae familyasına ait çok yıllık bir bitkidir.

Anavatanı Çin olan bu meyvenin çok eski tarihlerde Çin’den Japonya’ya getirilip üretimine başlanmış ve sonraki yıllarda Japon halkı tarafından en çok sevilen ve tüketilen meyve durumuna gelmiştir.

Dal hurması, iyi bir askorbik asit ve A vitamini kaynağıdır. Ham meyvede ve olgun meyvenin yenmeyen kabuk çevresinde meyve etine oranla daha fazla askorbik asit bulunmaktadır. Ayrıca meyvenin iç kısmından kabuk kısmına yaklaştıkça askorbik asit konsantrasyonu artmaktadır.

Dal hurmasının önemli özelliklerinden birisi olan burukluk, içerdiği fenolik bileşiklerinden kaynaklanmaktadır.

Meyvenin yüksek düzeyde içerdiği askorbik asit ve fenolik bileşikler bu meyveye antioksidan özellik sağlamaktadır.

KAYNAK: http://www.bademlikoop.org.tr/trabzon-hurmasi-yetistiriciligi/

IHLAMUR

Orta Avrupa’da eskiden birçok köyde ıhlamur vardı.

Merkezde bulunur buluşma noktası olarak kullanılırdı. Ayrıca burada haber alış verişinde bulunulur, gelinler kendilerini gösterirlerdi.

Mayıs başında dans festivalleri bu ağacın altında düzenlenirdi.

Bunlarla beraber köy mahkemeleri genelde yine burada kurulurdu. Bu yüzden ıhlamur, mahkeme ağacı ya da mahkeme ıhlamuru olarak da bilinir.

Germen ve Slav halklarında ıhlamur kutsal bir ağaçtır.

Ihlamur ağacı, oymacılık ve mobilyacılıkta, oyuncak sanayinde, müzik aletleri yapımında, kâğıt ve kibrit üretiminde kullanılır.

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ihlamur

Ihlamur, ıhlamurgiller familyasından anavatanı kuzey yarımküre olan bir ağaç ve bu ağacın kurutulduktan sonra bitkisel çay olarak kullanılan çiçekleridir.

Ihlamur Tillia cinsine ait farklı tür ağaçların ortak ismi olup ılıman iklimlerde yetişmektedir.

Ihlamurlar genellikle kalp şeklinde yaprakları ve beyazımsı sarı renkli çiçekleri olan sık dallı ve geniş tepeli büyük ağaçlardır.

İlave olarak ıhlamur arıcılık açısından önemli bir nektar kaynağıdır.

Bitkisel çay olarak tüketilen ıhlamur halk hekimliğinde uzun yıllardır soğuk algınlığına karşı kullanılmaktadır.

KAYNAK: https://ansiklopedi.halisinden.com/Ihlamur

Comments are closed.

Close Search Window